Aşk ve İlişkiler

Aşkın “biz” Yüzü

‘Aşkın ‘biz’ hali”, hayatın karmaşasına ve sıradanlığına karşı iki kişi arasında kurulan en güvenli ve özel bağdır. Birbirinin gözlerinde kendini bulmak, hiçbir tanıma ihtiyaç duymadan sadece ‘kendi’ olmanın hafifliği… Her şubat olduğu gibi ekranlarda, vitrinlerde, sokaklarda, restoranlarda ve kalpler arasında aşk kutlanıyor. Aşk kokusu her yeri sarıyor. Yine de aşk, tam anlamıyla bir tanıma sığmıyor. Herkes için benzersiz, farklı deneyimlerle tarif edilen tamamen özel bir delilik dünyası. Belki de ikili deliliğin en güzel hali… Bazen klişelerle tatlanan, çoğunlukla farklılıklarıyla parlayan ama her durumda özgünlüğü ile göz dolduran bir duygu yumağı.

Aşkın toz pembe (ve bazen ateş kırmızısı) perdesini aralıyoruz; aşkın ve aşıkların en doğal, en gerçek, bazen kusurlu bazen de mükemmel hallerine misafir oluyoruz. Sadece o pırıltılı anları değil, o anları var eden duyguları, birbirine duyulan saygıyı ve ortak hayalleri selamlıyoruz. Eşsiz ruhların yanı sıra; romantik komedileri, tüm mutlu sonları, sevip de kavuşamayanları, yarım kalanları ve yeni maceraları da kutluyoruz. Gökçe Gösterişli ile Metin Demirtel, Betül Çakmak Rende ile Alper Rende ve Lale Zuzanna Karabulut ile Berkan Karabulut’un romantik hikayelerinin labirentlerinde dolaşırken, aşkın bambaşka versiyonlarıyla karşılaşıyoruz. Kimi zaman bir çocukluk anısından filizlenen, kimi zaman kaderin ağlarını ördüğü beklenmedik anlarda veya zorluklarla güçlenen aşklar… Karşımızda yaşayan, büyüyen, gelişen, değişen ve her şeye rağmen “iyi ki” demeyi başaranlar var. Görünenin ötesinde, ev gibi hissettiren, gençlikte başlayan ve harika tesadüflerle kesişen hikayeler var. Her değişimde birbirine yeniden aşık olan, “biz” olmanın sorumluluğunu zevkle taşıyan ruhlar ve iki hayatı bir bütün haline getiren aktörler var. Kısacası, burada gerçek hikayeleriyle, gerçek aşklar ve aşıklar var. Bu, bir kutlamadan fazlası; aşık ruhların “tek” hali, aşkın ise “biz” hali.

Gökçe Gösterişli & Metin Demirtel

İlk buluşmanızı hatırlıyor musunuz?
Gökçe: Metin’le bir dating app üzerinden tanıştık…
Metin: Diğer adıyla “ortak arkadaş vasıtası” ile. (50 yaş üzeri herkes böyle biliyor, çaktırmayın lütfen.)
Gökçe: 18 Şubat 2022, bir cuma günüydü ve akşam yapacak bir şeyim yoktu. Bu çocuk benimle ilgileniyor, en kötü bedava yemek yerim diye düşündüm. Sonra sabah 04.00’e kadar sohbet ederken, Metin’i kenara sıkıştırıp öpmelerimle zaman geçti…
Metin: Çok öptü ya… “İlk adımı ben atmam” falan derse inanmayın. Şaka bir yana, Gökçe’yi ilk gördüğüm an “bu kız çocuklarımın anası olur” dedim. O, ne kadar Da Mario’da bedava pizzaya gelmiş olsa da…

Zaman içinde ‘doğru kişi’ olduğuna dair hangi ipuçları, hangi işaretler ve hangi hislerle karşılaştınız?
Gökçe: Bir kadın gözüyle, bir erkeğin doğru insan olup olmadığını anlamak oldukça zor bir iş değil. Çünkü etrafta çok fazla yanlış erkek var; yürüyen red flag’ler de bizim işimizi kolaylaştırıyor. Ancak Metom’a gelirsek; her koşulda, sevgisini, saygısını ve düşünceliliğini 4 yıl boyunca tatillerden kavgaya kadar her durumda en üst seviyede hissettirdi. Bu nedenle tek bir işarette, harekette bunu hissetmem mümkün değil.
Metin: Gökçe’nin çevresine karşı olan sabırsız ve agresif tavrına karşın bana karşı olan tutumu bunun tam aksineydi. Gökçe benim yanımda adeta bir pamuk şeker! Gökçe’nin bu hallerini gördüğümde dedim ki, bu yürüyen alev topu bana gelince fıs çıkıyorsa “she must be the one”dır.

Aşkı nasıl tanımlarsınız?
Gökçe: Aşk, çok sevmenin hali. Yani bir insana duyulan sevgi gerekçe sayısı ne kadar fazlaysa o kadar aşık oluyorsunuz. Hatta zamanla, yaşamı birleştiren insanlar evliliğin aşkı bitirdiğini söylese de, bence artan sorumluluklar karşılıklı hayal kırıklıklarına neden oluyor ve bunun sonucunda aşk bitiyor. Aşk, sevgi ve oradan da bazen nefrete… Ben aşkı, sevgiden ayrı bir kategoriye sokmuyorum ama çoğu insan da heyecan ile anksiyeteyi aşkla karıştırıyordur.
Metin: Ben, toplumun dayattığı aşk tanımına inanmıyorum…
Gökçe: Konuş be devrimci Demirtel!
Metin: Hahaha! Kelebeklerden bahsediyorum. O kelebekler meraktan ve bilinmezlikten geliyor, aşktan değil. Aşk, bence koşulsuz sevgi, aidiyet ve anlayıştan oluşuyor.

Aradan geçen zamanda ilişkiniz nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadı?
Metin: Genelde ilişkiler şöyle başlar; ilk başta çok yoğun yaşanır, sonra heyecan azalır. Bizim ilişki böyle olmadı. Her gün biraz daha fazla sevecek bir şey bulup ilerledik. Dolayısıyla ilişkide dramatik bir değişim olmadı ama sürekli bir gelişim halindeydi. Ama şu da bir gerçek; en başından beri Gökçe’yle olan arkadaşlığımız değişmeyen tek şeydi.
Gökçe: Metin’in dediği her şeye katılıyorum ama benim açımdan hatırladığım belirgin bir dönüşüm var. Bir gün çok korunmasız, kötü ve yalnız hissettiğim bir anda, Metin bana “sen benim ailemsin” demişti. Bu, o an duymam ve hissetmem gereken tek şeydi. O günden sonra Metin de benim ailem oldu. Evet, her geçen gün biraz daha sevdik ama bazen fark etmediğiniz anlarda söylediğiniz şeylerin bende yarattığı etki tahmin ettiğinden çok daha büyük oldu Metin’ciğim.

Aşkın “biz” hali - Resim : 2

Birbirinizde şahit olduğunuz en büyük değişim veya dönüşüm neydi?
Gökçe: Tabii ki kilo vermemiz! İkimiz toplamda rahat bir 60 kg verdik. Kilo vermek sadece kıyafet bedenlerinin değişmesi değil, aramızdaki yakınlık ve çıktığımız date’lerin hepsini etkiledi. Bunu biz de beklemiyorduk. Önceden çıkarken süslensem bile kilodan sıcak basardı ve yeterince keyif alamazdım. Ama artık bacak bacak üstüne atabiliyorum, terlemiyorum dolayısıyla kendi rahatsızlığımdan ziyade Metin’e odaklanıyorum. Bu konfor bile ilişkimizde bir iyileşme sağladı.
Metin: Gördüğüm dönüşüm; Gökçe zaten benim dünyamda her zaman sahne ışıklarının altında; her daim çok eğlenceli, doğal ve komikti. Fakat sosyal medyada popüler olmaya başladığında, birçok insanın onun o samimi hallerini sevgiyle karşıladığını görmek muazzam bir dönüşümdü. İçindeki cevherin dışarı çıkması ve başarısının onu ne kadar mutlu ettiğini görmek paha biçilemez. İlk günden beri, o telefonun arkasındaki emeğini bir hayranı gibi izledim ve bu yolculukta onun en büyük destekçisi oldum.

Dışardan bakıldığında sizce nasıl görünüyorsunuz? Sizi hiç tanımayan birine aşkınızı ve birbirinizi nasıl anlatırdınız?
Gökçe: Dışarıdan bakıldığında benim baskın, Metin’in ise daha uyumlu bir enerjide göründüğünü fark ediyorum. Ama durum böyle değil, bana ilişkimizin ilk senesinde Metin açıkladı.
Metin: Evet, Gökçe bir gün bana “Metin, annem dedi ki ben dominantım ya hani…” ifadesiyle başladı. Ben de orada Gökçe’yi durdurdum, “Gökçe’ciğim dominant ne demek? Kendi isteklerini, kararlarını dikte eden insan demektir. Sen hiçbir zaman bana bir şey dikte etmedin, istediğin olsun diye diretmedin. Sen yalnızca net ve çizgileri olan bir kadınsın ve bu coğrafyada böyle kadınlar dominant olarak adlandırılıyor, o yüzden kendine tanımlamalarla haksızlık etme” dedim. Bu farkındalık Gökçe’de o günden sonra daha fazla tepki yarattı.

Uzun metraj aşkınızın yegane sırları merak ediyoruz. Aşkınızın sürdürülmesinde etkili en büyük ‘olmazsa olmazlar’ nedir?
Metin: Bizim aşkımızın gizli formülü; birbirimizin özgürlüğüne ve kişisel alanlarına olan saygı, birbirimizi dinlemek, ki bence ilişkilerde dinlemek çoğu zaman dinlemekte sıra beklemek oluyor. En yakın arkadaş olabilmek.

Birlikte yaşadığınız ve unutamadığınız en romantik an nasıldı?
Bir anı diyemeyiz ama ilişkimizin birinci senesinde Maldivler’e gitmiştik. Hayatımızın en romantik ve güzel beş günüydü. Bu soru sorulduğunda ikimizin aklına ilk olarak o gelir. Maldivler’de çok sıkılacağımızı düşünerek gitmiştik. Düşük umutlarla gittik ama size ne kadar eğlenip mutlu olduğumuzu anlatamam. Her gün sabah 06.00’da heyecanla kalkıyorduk. İnsanların aslında birbirlerinden sıkıldığını ve o kadar baş başa kalmak istemediklerini anladık. Maldivler bizim için cennet gibiydi ve insanlar partnerlerinden o cennette bile sıkılabiliyorlardı. O yüzden tercihlerinizi iyi yapın, Maldivler’den sıkılmayın.

Gelecekte bugünlere dönüp baktığınızda, birbirinizi, nasıl aşıklar olduğunuzu, bugünü ve yarınları nasıl hatırlayacaksınız sizce?
Metin: Herhalde Gökçe’yi hayat ve enerji dolu biri olarak anarım. Sevdikleri için yapmayacağı hiçbir şey olmayan, herkesin daha iyi olması için onları teşvik eden bir kadın… Aşık olmanın anlamına gelince, hayatı ciddiye almayıp, ama bizi, ikimizi, yuvamızı, ilişkimizi oldukça ciddiye alan ve her zaman her şeyin üstünde tutan biridir.
Gökçe: Ben biraz sitemli anarım herhalde… Metin muhteşem bir insan ve muhteşem bir aşıktır. Hatta bunca yıl “nasıl bana kaldı, nasıl kapmadılar” diye düşündüm. Çünkü biz birbirimizi geç bulduk (32 yaşında). Keşke 10 yıl önce bulsaydık; o yaşlarda beraber olsaydık…

Herkes gittiğinde, telefonlar sustuğunda ve baş başa kaldığınızda birbirinizde bulduğunuz en büyük huzur nedir?
Gökçe: Bir hikaye anlatmak istiyorum. İlişkimizin 6’ncı ayını kutlamak için çıkmıştık ve heyecanlıydık. O günü kutlamak için akşam yemeği yedik, daha sonra arkadaşlarımla buluştuk. Onlar da Metin’e “Gökçe’yi tek kelimeyle anlat” dediler. Metin de “huzur” dedi. “Vay efendim Gökçe nasıl huzur olur? Gökçe demek kaos demek, vahşet demek…” Hayır, siz Metin’le bir misiniz? Ben Metin’e vahşet değilim ki size vahşetim, değil mi aşkım? Anlat, nasıl bir huzurum var, tüm dünya duysun anlat…
Metin: Aynen, bizim evde baskı yok… Gökçe hiç dominant değil ki… Hemen anlatıyorum tabi. Şaka bir yana, en huzur bulduğum şey; kimse yokken Gökçe’yle hayal kurmak, endişelerimizden filtrelenmeden rahatça konuşabilmek ve karşılıklı olarak asla yargılanmayacak olmanın verdiği rahatlık.

Üç kelimeyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?
Gökçe: Huzurlu, komik ve libidosal. (Of! inşallah bunu annemler görmez ya da o zamana kadar evleniriz değil mi Meto?)
Metin: Yani 2028 için iyi bir yıl diyorlar aslında…

Aşkın “biz” hali - Resim : 3

Birlikte…

Unutulmaz seyahat rotası: Maldivler.
Yemesi en keyifli yemek: Sarımsaklı yoğurtlu makarna.
İzlediğimiz özel dizi: Kısmetse Olur. (Şaka yapmıyoruz!)
Söylediğimiz bir şarkı: Bruno Mars-Leave the Door Open.
Bir hobi: Herkese açık bir alanda önümüzden geçen çiftleri seslendirmek.
Gerçekleştirmek üzere bir hayal: Dergiye çıkacak kadar iyi bir “Mid-Century” eve sahip olmak.
En sevdiğimiz pazar rutini: Eğlenceden sonra sarımsaklı yoğurtlu makarna yemek.

Aşkın “biz” hali - Resim : 4

Betül Çakmak Rende & Alper Rende

İlk buluşmanızı hatırlıyor musunuz?
Betül: İlk buluşmamızda henüz arkadaş gibiydik ve sevgili buluşması değildi ama sinemaya gitmiştik. Biraz garip hissettiğimi hatırlıyorum. Alper’in benden hoşlandığını hissediyordum ama bunu yüksek sesle söylemek istemiyordum. Bu hikayeyi hiç anlatmamıştık ama o günden garip bir anımız var. Yanımıza tanımadığımız bir kız gelip “Siz inanılmaz yakışıyorsunuz. Sevgili değilseniz bile lütfen olun. Sizden inanılmaz bir enerji aldım” diyerek gitmişti. Alper’in bir arkadaşı olabilir mi diye düşündüm sonra da yıllar sonra sordum, değilmiş.
Alper: Hayatta unutmayacağım o gün… Çünkü istesem bile bu kadar olmaz dedirten bir olay yaşandım. Betül ile dershanede tanıştık ve deli gibi ondan hoşlanmaya başladım. Birlikte ders çalışmaları ve yemek yemeleri sonrasında “Sinemaya mı gitsek? Hep ders çalışıyoruz.” diye bir buluşma ayarladım. Sinemaya gittiğimizde bir kız yanımıza gelerek sorular sormuştu. O an yerin dibine girdim. Betül’den hoşlandığım aşikârdı ve sanki her şeyi ben ayarlamışım gibi oldu… Yıllar geçti ama o kızın gizemini çözemedik. Umarım bu röportajı okuyup bize ulaşır. Sayesinde unutulmayacak kadar utandım, ama bir yandan da sevindim.

Zaman içinde ‘doğru kişi’ olduğuna dair hangi ipuçları, hangi işaretler ve hangi hislerle karşılaştınız?
Betül: Seneler içinde bizim de birbirimiz için ‘doğru kişi’ olup olmadığımızı sorguladığımız ve birbirimizi değerlendirdiğimiz birçok test oldu ve her seferinde sevgimiz üstün geldi sanırım. Ayrıldığımız zamanlar da oldu ama sonrasında yine birbirimize döndük. Net bir işaret hatırlamıyorum ama hislerim her zaman yüksekti, heyecanlıydı. Bakış açılarımız ve insani değer yargılarımız yakındı, bu da muhabbeti devam ettiren unsurlar arasında.

Alper: Belki birlikte büyüdüğümüz için de böyle oldu, bilmiyorum ama Betül ile ilişki anlayışlarımız çok benziyor. İkimiz de tam bir temas bağımlısıyız ve belki de dünyanın en “mıç mıç” çiftlerinden birisiyiz. Bu durum da bize çok eğlenceli geliyor. Fikir ayrılıkları elbette olur ama asla biri diğerini öpmeye geldiğinde diğeri onu reddetmez. Her şeyi bir kenara bırakıp sarılmayı, büyük resme bakınca konuşulanların ne kadar küçük olduğunu fark etmeye başladık zamanla. İkimizin de ilişkiyi yaşayış tarzı benzedikçe daha da emin olduk birbirimizden. Elbette her iki cümleyle anlattığım bu bağ yıllar içinde kuruldu. Sonrasında da evlendik.

Aşkı nasıl tanımlarsınız?
Betül: Aşkın, kısa bir dönem, sevginin ise uzun bir dönem olduğunu duyuyorum. Ama ben her an ‘O’nu düşündüğün, kalbinin yerinden fırladığı dönemleri daha çok ‘hoşlanma’ dönemi olarak tanımlıyorum. Aşk, emek isteyen, zamanla güven duygusuyla tüm gardlarınınızı açmış, artık karşıdakini bir uzvun gibi gördüğünüz ve birbirinize uyumlandığınız bir mertebe olarak resmediyorum.
Alper: Bir insanın mutluluğu ile kendi mutluluğunuz değişiyorsa o işte aşk oluyor.

Aradan geçen zamanda ilişkiniz nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadı?
Betül: İlişkimiz ergenlik aşkı olarak başladı, genç yetişkinlikle ilerledi ve yetişkinlikle devam ediyor. Hayatımızın önemli gelişim dönemlerini birlikte geçirdik. Bundan dolayı çok fazla dönüşüm yaşadık. İlişkimizi bir kenara ayırmak, biz dönüşüm geçirdik. Olgunlaştık, bazı dersler aldık… Bu da ‘partnerinle nasıl daha uyumlu ve huzurlu bir hayat geçirebilirsin’ konusunda öğretici oldu, hala da olmaya devam ediyor.
Alper: Birlikte büyüdük ve zamanla tabii ki çok olgunlaştık ama bence bizi birbirimize bu kadar bağlayan şey ayrılığımız oldu. Birbirimiz olmadan ikimiz de hayattan eskisi kadar zevk almadığımızı fark ettik ve bu durum bizi daha çok kenetledi. Bazen iki adım ileri gitmek için bir adım geri gelmek gerektiği söylenir ya, bizim ilişkimizi dönüştüren şey tam olarak o oldu diyebilirim.

Birbirinizde şahit olduğunuz en büyük değişim veya dönüşüm neydi?
Betül: Alper’in zamanla daha fazla sorumluluk aldığını, “ben” demekten çok “biz” dediğini, herhangi bir karar alırken ikimizi düşündüğünü görebiliyorum. Küçük yaşlarımızda bu kadar değildi. Birbirimizin karakterinde çok etkilendik diye düşünüyorum. Şu anki kimlikleri birlikte tasarladık.

Dışardan bakıldığında sizce nasıl görünüyorsunuz? Sizi hiç tanımayan birine aşkınızı ve birbirinizi nasıl anlatırdınız?
Betül: Pozitif, naif, tatlı insanlar hissi veriyoruzdur sanırım. Yani umarım öyledir. Elbette negatif hisler de vardır ama bizi sevenlere böyle bir enerji gönderiyoruzdur. Ben, hemen burnunun ucunda nefes alan biriyle uyumanın rahatsızlık vermek yerine huzur verdiği, öpmenin su içme hissi verdiği bir aşk olarak tarif ederdim.
Alper: Dışarıdan bize bakan biri, birbirimize sahip olduğumuz için şanslı olduğumuzu düşünür herhalde. Bilmiyorum, “Böyle güzel kızlar bu erkeklere nasıl bakıyor, hayret ediyorum” da diyebilir. Sosyal medya sağ olsun artık yapılan yorumlara karşı nötr kalmak ve umursamamak gibi bir mesleki algım oluştu sanırım.

Uzun metraj aşkınızın yegane sırları merak ediyoruz. Aşkınızın süregelmesinde etkili en büyük ‘olmazsa olmazlar’ nedir?
Betül: Saygı ile başlamak şart. Saygısız kelimelerin ortaya çıktığı bir yerde sevginin yok olması bana göre imkânsız. Zaman zaman da alttan almak, hemen “hadi, ben gidiyorum” dememek. Karşı tarafın ihtiyaçlarına karşılık vermeye çalışmak. Birlikte eğlenmek. Gelecek planlarının, hayallerinin, beklentilerinin birbirine yakın olması. Değilse bile uydurulmaya çalışılması.

Alper: Klişe olacak ama Betül’ün ilişkinin en başından beri bana argo kelime bile kullandırtmaması, ilişkimizi saygılı yaşamamıza neden oldu. Ne kadar kavga etsek de birbirimize en ufak bir argo kullanmayız. Bence bu, en önemli şeylerden birisi.

Aşkın “biz” hali - Resim : 5

Birlikte yaşadığınız ve unutamadığınız en romantik an nasıldı?
Öğrencilik yıllarımızda Kaş’a gitmiştik ve o tatil her zaman aklımızda. Alper’in bana tavla öğretmesi, denizdeki anlarımız, çok fazla kahkaha… Hepsi unutulmaz anlarımız arasında.

Gelecekte bugünlere dönüp baktığınızda, birbirinizi, nasıl aşıklar olduğunuzu, bugünü ve yarınları nasıl hatırlayacaksınız sizce?
Betül: İnatlaşan bir çift olduğumuzu söyleyebilirim; hem çok inatçı hem de birbirimize bağlıydık. Hayatın tadını birlikte çıkarmaya çalışan küçük aşk kuşlarıydık.

Herkes gittiğinde, telefonlar sustuğunda ve baş başa kaldığınızda birbirinizde bulduğunuz en büyük huzur nedir?
Bizim yaptığımız güzel bir şey var. Birlikte iş konuşmayız. Beraber gülerken, yemek yerken ve bir şeyler izlerken o kadar zevkli ki, her akşam günü bitmesine üzülerek veda ediyorum. Sevdiğin insanla uyumak bile zevkli oluyor. Uyumanın nesi zevkli olması ki? En büyük huzur bu.

Üç kelimeyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?
Dönüştürücü, bağlılık, sevgi.

Birlikte…

Unutulmaz seyahat rotası: Amerika Birleşik Devletleri.
Yemesi en keyifli yemek: Lahmacun.
İzlediğimiz özel dizi: Sense 8 ve The Good Place.
Söylediğimiz bir şarkı: Sensiz yaşayamam.
Bir hobi: Masaja gitmek.
Gerçekleştirmek üzere bir hayal: Dünyanın birçok yerinde kısa dönemler yaşamak.
En sevdiğimiz pazar rutini: Sabah tenise gitmek, ardından kahvaltı ve sonrasında masaja gitmek. En sonunda Betül için yürüyüş ve kahve, Alper için eve dönüş. Akşam ise en sevdiklerimizden lahmacun siparişi vermek ve bizi heyecanlandıran bir diziyle günü kapatmak.

Aşkın “biz” hali - Resim : 6

Lale Zuzanna Karabulut & Berkan Karabulut

İlk buluşmanızı hatırlıyor musunuz?
Lale: Aslında biz çocukluktan tanışıyorduk; o zamanlar Berkan’a platonik aşıktım. Sonra hayat bizi ayırdı ve tam 10 yıl boyunca görüşmedik.
Berkan: İlk buluşmadan daha çok, yıllar sonra Lale’yle karşılaştığım anı hatırlıyorum. Onu hatırlamakla kalmayıp, sanki çok iyi tanıdığım ve özlediğim birini tekrar görmüş gibi hissettim. Yeniden karşılaştığımızda gerçekten şok olduk. Sonra ben Lale’yi Instagram’dan ekledim ama yurt dışında okuduğum için o yıl hiç görüşemedik. 2018 yazında, bir anda spontane bir buluşma planladık. O akşamı hayatımız boyunca unutamayız çünkü sabaha kadar sohbet ettik, zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadık. Her şey çok doğal ve gerçekti. Gerçekten çok ama çok güzel bir akşamdı.

Zaman içinde ‘doğru kişi’ olduğuna dair hangi ipuçları, hangi işaretler ve hangi hislerle karşılaştınız?
İlişkimiz yalnızca güzel günlerden ibaret değildi; çok zor dönemlerden, inişlerden ve çıkışlardan da geçtik. Ama bizi güçlü kılan şey, her zaman konuşabilmemiz oldu. Hislerimizi fuara bırakmadık, kaçmadık. Her tartışmada birbirimizi anlamaya çalıştık.
Lale: Kendi adıma söyleyebilirim ki, Berkan’ın bana yalnızca “kanmaktan” başka, gerçekten gördüğünü hissettim. Bu benim için her şeyden daha değerlidir. Onun kendini sürekli geliştirmesi, her an düşmesinin ardından daha güçlü ayağa kalkması ve hayatı sevgi ile yaşamaya çalışması beni daima derinden etkiledi. Zamanla, o sadece hayatımda biri değil, hayatımı birlikte büyütebileceğim biri olduğunu anladım.
Berkan: Lale’yi yıllar sonra ilk kez gördüğümde içimden bir ses, onun benim için doğru kişi olduğunu fısıldadı. Hatta ikinci görüşmemizde ona “Ben seninle evleneceğim” dedim. İşin şakası bir yana, bence doğru bir ilişki, karşındakini değiştirmeye çalışmakla değil, onu olduğu gibi sevmek ve gelişimine destek olmakla güzelleşiyor. Hâlâ burada aşığım ve yanıma daima güvenle koyduğum bir kişi olarak daha güçlü bir versiyon olabilmemi, eşimin kararlarımda yanımda durmasına ve her zaman desteklemesine borçluyum.

Aşkı nasıl tanımlarsınız?
Aşk bizim için bir ‘his’ten çok bir ev. Kişinin kendisi olabildiği, yargılanmadığı ve güvende hissettiği bir alan. Mutlu anlarda olduğu gibi zor zamanlarda da “yanındayım” diyebilmek. Bizim için aşk; seçmek, kalmak ve her gün yeniden emek vermek demek.

Aradan geçen zamanda ilişkiniz nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadı?
İlk zamanlardaki heyecan ve tutku, zamanla derin bir bağlılığa, güvene ve ortak bir hayata dönüştü. Biz yalnızca aşık değil, birbirimizin güvenli alanı haline geldik. Romantizm artık büyük jestlerden ziyade, küçük ama anlamlı anlarda bulunuyor.

Birbirinizde şahit olduğunuz en büyük değişim veya dönüşüm neydi?
Birbirimizin en güzel zamanları kadar en dayanılmaz zamanlarına da tanıklık ettik. Ama sarılmayı ve yaralarımızı sarmayı her zaman bildik. Her iki tarafın büyümesi ve gelişmesi için çok emek verdik ve destek olduk.
Lale: Berkan, ilişki içinde oldukça büyüdü; bu hep söylerim.
Berkan: İlişkinin başından beri birlikte birçok değişim ve gelişim yaşadık. Kendimde en bariz değişim, Lale’den önceki hayatımda duygularımı sıkça ifade edemeyen ve bunları yönetemeyen biriydim. Lale, duygularımı kabullenmeyi ve onlarla açıkça konuşabilmeyi öğretti. Bu, yaşamımın her alanında beni rahatlattı.

Dışardan bakıldığında sizce nasıl görünüyorsunuz? Sizi hiç tanımayan birine aşkınızı ve birbirinizi nasıl anlatırdınız?
Bizi tanımayan biri, muhtemelen birbirinin kalbini görebilen ve anlayabilen iki insan olarak tanır. Birbirini büyüten, düşerken tutan, gülerken daha da parlatan bir çift olarak anlatabiliriz.

Uzun metraj aşkınızın yegane sırları merak ediyoruz. Aşkınızın süregelmesinde etkili en büyük ‘olmazsa olmazlar’ nedir?
Kesinlikle iletişim, saygı ve anlayış. Ama belki de en önemlisi; en sevmediğin anlarda bile sana hayranlıkla bakan, seni düştüğün yerden hemen kaldırmaya çalışmayan ve bazen seninle birlikte dibe inebilmesi. Acele etmeden, yargılamadan, “geçer” demeden önce anlamayı seçmek.

Birlikte yaşadığınız ve unutamadığınız en romantik an nasıldı?
Berkan: Benim için evlilik teklifi anı, en unutulmazlardan biri. Aşırı heyecanlıydım. Paris’e indiğimiz ilk dakikalarda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu ve ben bütün planı bir gün daha bekleyemem diye o güne ayarladım. Elimden geleni yaptım Lale’yi o yağmurda dışarı çıkarmak için.
Lale: Berkan’ın Survivor 2020’de İstanbul’a döndüğü an; o kadar heyecanlı ve duygusaldım ki anlatamam. Düşünsenize 5-6 aya kadar yoktu, neler yaşadı, sadece izlediklerimle biliyorum. Hatta yedeklerden gittiği için bir anda gitti. Tam vedalaşamamıştık bile. O anı asla unutamam.

Aşkın “biz” hali - Resim : 7

Gelecekte bugünlere dönüp baktığınızda, birbirinizi, nasıl aşıklar olduğunuzu, bugünü ve yarınları nasıl hatırlayacaksınız sizce?
Tesadüflere inanır mısınız bilmiyorum ama bizim hikayemiz gerçekten tesadüf gibi başlayan bir kaderdir. Çocuklukta tanışmamız, babalarımızın otuz yıl önceden tanışması, yıllar sonra yeniden karşılaşmamız… Hayat adeta bizi defalarca aynı sayfaya geri getirmiş gibiydi. Gerçek anlamda birlikte büyüdük, değiştik, dönüştük. Hayatın bize öğrettiği her şeyi el ele karşıladık. Zorlandık, güçlendik, bazen kaybolduk ama her seferinde birbirimizi yeniden bulduk. O kadar güzel anılar biriktirdik ki gelecekte çocuklarımıza ve torunlarımıza anlatacağımız bir dizi hikayemiz var ve bu bizi çok heyecanlandırıyor. Tesadüflerle başlayan fakat seçerek büyüttüğümüz bir hikaye olarak hatırlacağız.

Herkes gittiğinde, telefonlar sustuğunda ve baş başa kaldığınızda birbirinizde bulduğunuz en büyük huzur nedir?
Hiç konuşmadan da anlaşabilmek. Yanında kendin gibi olabilmek. Ve yalnız olmadığını bilmek.

Üç kelimeyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?
Derin, güvenli, gerçek.

Birlikte…

Unutulmaz seyahat rotası: Burning Man.
Yemesi en keyifli yemek: Makarna (Lale’nin en sevdiği yemek).
İzlediğimiz özel dizi/film: The Notebook.
Söylediğimiz bir şarkı: Ozbi-Bu Nasıl Sevda?
Yaşadığımız bir rüya: Düğün günümüz.
Bir hobi: Yemek yapmak.
Gerçekleştirmek üzere bir hayal: Berkan aşık olmuştu Bali’ye; o yüzden beraber gidip orada bir süre kalmayı istiyoruz.
En sevdiğimiz pazar rutini: Evde köpeğimizle uzanıp, tüm gün film izleyip, makarna yemek.