Filmlere Taş Çıkaran 3 MacBook Oyunu: Gamer Refleksine Gerek Yok!
Birçok MacBook kullanıcısı kendini pek oyun oynayan biri olarak düşünmüyor. Birkaç basit mobil oyundan ya da arkadaşlarının konsolunda GTA veya COD denemekten öteye gidemiyorlar. Sonuçta, Mac’lerin oyun konusundaki itibarı Windows PC’lerin gerisinde kalıyor. Eğer oyun anlayışınız rekabetçi nişancı oyunları ya da AAA stüdyoların açık dünyalı RPG’leri ise, Mac ekosisteminde mevcut olan harika oyunları gözden kaçırmanız oldukça olası.
Ancak, non-gamer’ler için en iyi oyunlar hızlı reflekslere dayanmıyor. Onlar daha çok seçimler, merak, yas, macera ve daha fazlasıyla ilgili. Bu nedenle, sıradan donanım gösterimlerinden çok daha derinlemesine giden bu üç oyunu seçtim. Video oyunlarının bir sanat biçimi olup olmadığı uzun süre tartışılan bir konu oldu ve Disco Elysium, What Remains of Edith Finch ve Firewatch’u şiddetle öneriyorum.
Burada dikkat çeken, yazım ve atmosferdeki özgüven.
Disco Elysium
Disco Elysium, oyunların edebiyat olabileceğinin en iyi kanıtlarından biri sayılabilir. Kötü bir dedektifin bir cinayeti araştırdığı sıradan bir rol üstleniyorsunuz fakat bu basit tanım, oyunun gerçekte neler sunduğunu anlatmıyor. Bu, birçok şeyle ilgili bir oyun. Politika, bağımlılık, kimlik ve her şeyin ters gittiği zaman kendimle yüzleşmek korkusu gibi konuları işliyor. Burada bir savaş döngüsü var ve bu, konuşma becerilerinize dayanıyor.
Gerçek savaşlar kafanızın içinde geçiyor; çünkü ana karakterin farklı kişilikleri, hikayenin sonucunu büyük ölçüde etkiliyor. Bu da onu mekanik olarak zorlu bir oyun istemeyen MacBook kullanıcıları için mükemmel kılıyor. Sadece konuşuyor, seçim yapıyor ve sonuçlarıyla yüzleşiyorsunuz. Steam, bunu “devrimci bir diyalog sistemi” olarak tanımlıyor, ben de karakterlerin şairlik dahi yaptığı bir oyunda bunu yerinde buluyorum.
What Remains of Edith Finch
What Remains of Edith Finch, oyun oynamak için zamanı olmadığı söylenene vereceğim ilk oyun. Esasında, birbirine bağlı kısa hikâyelerden oluşan bir deneyim sunuyor ve bu deneyim son derece anlaşılır. Edith olarak Finch ailesinin evini keşfediyorsunuz ve yeri garip, üzücü, bazen de sürreal bir şekilde ölen akrabalarının hikâyelerini açığa çıkarıyorsunuz.

Her bir interaktif kısa hikaye, bir süreliğine oynama tarzınızı değiştiriyor ama hiçbirisi karmaşık sistemleri ustaca yönetmenizi istemiyor. Birinci şahıs bakış açısıyla deneyimleniyor ve her bir aile ferdinin ölümünü sonlandırıyor, bu sırada daha geniş oyun, dünyanın sizi alçaltma hissini araştırıyor.
Konsept ağır geliyorsa, bu geliştiricilerin tam olarak bu hissettirilmeyi istediği doğru. Aynı ekip, Outer Wilds ve Stray gibi diğer eleştirmenlerce beğenilen oyunları da üretti. Bu nedenle güçlü bir anlatımın odak noktası olması sürpriz değil. Aile tarihinin sadece gözlemcisini oynamıyorsunuz, onu kendiniz yaşıyor ve odadan odaya parça parça bir araya getiriyorsunuz.
Firewatch
Firewatch, “normal” bir oyun arayanlar için önerilmesi en kolay olanı. Henry isimli bir adamın Wyoming vahşisinde yangın gözetleyicisi olarak çalıştığını oynuyorsunuz. Ana bağlantınız, yanında walkie-talkie ile konuştuğunuz başka bir gözetleyici, Delilah.
Kurulum basit olsa da, oyun kendine has bir duyguya sahip. Firewatch, yalnızlık, duygusal kaçış ve mesafeyi çözüm olarak görme tehlikesi üzerine kurulu. Bu, tercihlerinizin anlatıyı şekillendirdiği gerçek bir tek oyunculu deneyimdir.

Keşfetmek, konuşmak ve yavaşça daha garip bir şeye kapılmak için bekleyebilirsiniz. Geleneksel anlamda zorlayıcı değil, ancak kendi hayatlarıyla yüzleşmekten kaçan iki karakter arasında duygusal zorluklarla karşılaşacaksınız.
MacBook kullanıcıları için, bu üç oyun mükemmel bir başlangıç noktası. Bu oyunlar, iyi bir oyuncu olmanızı kanıtlama üzerine değil. Düşünüp durmanızı sağlayacak deneyimler sunuyorlar.
