Ruhlarımız birbiriyle tanışmış olabilir mi?
Açıklanamayan bir yakınlık hissi yaratan bağlar üzerine.
Bazı karşılaşmalar, tanışmak yerine hatırlamak gibidir. Bu, zamanla değil, anında gerçekleşir. Kelimelerden önce gelen bir tanıdıklık… Aynı anda duraklamak, aynı şeye gülmek, aynı anda sessiz kalmak. Sanki kalp, akıldan daha önce tanır.
Bu tanıdıklık bazen bir bakışta, bazen de gündelik bir ayrıntıda gizlidir. Tanıdık bir kokuya yönelmek, yüzdeki küçük bir bene gözlerin takılması, saate kısa bir bakış… Küçük gibi görünen anlar hafızada beklenmedik bir ağırlık bırakabilir. Çünkü insan her şeyi hatırlamaz; ama bazı şeyler her zaman hissedilir. Ve bu his, çoğu zaman açıklamaya ihtiyaç duymaz.
Belki de mesele ruhların birbirini tanıması değil; aynı ritimde kalabilmektir. Acele etmeden, zorlamadan, bazı cümleleri tamamlamaya gerek duymadan. Yan yana durmanın yeterli olduğu anlar vardır. Sessizlik rahatsız etmez, boşluk eksik hissettirmez. Hatta bazen, en net anlar tam da bu duraklama anlarında ortaya çıkar.
Bu bağlar genellikle büyük olaylarda değil, geçiş anlarında kendini gösterir. Kalabalık içinde omuzların aynı anda gevşemesi, vedaların uzatılmaması, bakışların aynı noktada kalması… Her şey olması gerektiği gibi. Ne fazla ne de az.
Bu yüzden bazı ilişkiler tanımlanmaya ihtiyaç duymaz. Hatırlatan tek bir detay yeterlidir. Çünkü bazı insanlar hayattan tamamen çıkmaz; sadece arka planda kalır. Varlıkları, yokluklarıyla değil, bıraktıkları izlerle ölçülür.
Bazı bağlar bittiği için değil, sessiz kaldığı için derinleşir.
Fotoğraf: Normal People
İlginizi çekebilecek bir diğer yazı >>>>> Duygularımızı biz mi seçeriz?
