Sağlık

Mikrobiyota Nedir? | Anadolu Sağlık Merkezi


Bilim dünyası, insan vücudunda doğal olarak bulunan trilyonlarca zararsız mikroorganizmanın hastalıklar ve kronik durumlarla ilişkisini ortaya koyan birçok araştırmaya ev sahipliği yapıyor. Örneğin, obezite ile ilgili artan çalışmalara dikkat çekmek mümkün. Ancak mevcut veriler sınırlı. Yine de anlaşılan o ki, günümüz ve geleceğin mikrobiyologları, vücudumuzdaki mikroorganizmaları incelemek ve hastalıklarla olan muhtemel bağlantılarını çözmek için daha fazla çaba harcayacak. Günümüz teknolojileriyle, her canlı hücresinde bulunan gen dizileri hızla okunabiliyor [dizi okunması, dizileme, ACGT harf (baz) sıralarının okunması]. İlk olarak 3x 109 bazdan oluşan insan genomu okundu ve şimdi her çeşit mikrobun gen dizileri hızlı, pratik ve uygun maliyetli bir şekilde okunabiliyor. Hangi genin insana, hangisinin başka bir canlı ya da mikrop türüne ait olduğu kolayca belirlenebiliyor. Bu durumda, örneğin insan bağırsağındaki, zengin mikroflora içeriği, hastalıklı ve sağlıklı bireyler arasındaki farklılıklar, obez ile obez olmayanlar, otistik ile otistik olmayanlar gibi bağlantılar ortaya konmaya ve yaygın şekilde karşılaştırılmaya başlandı. Yani basitçe, bağırsak içeriği (dışkı) mikrobiyotu, sınırlı bir örnekten harekete geçirilerek elde edilip, özel cihazlarla hızla analiz edilebilir hale geldi. Ancak burada belirtmek gerekir ki, mikrobiyota ile hastalıklar arasındaki ilişkiler hakkında elimizdeki bilgiler henüz başlangıç aşamasında. Geleceğe dair umut verici sonuçlar olsa da, elde edilen verilerden yola çıkarak somut sonuçlar çıkarmak için erken olduğu söylenebilir.

Kendi Hücre Sayımızdan 10 Kat Fazla!

Mikrobiyotayı aslında, vücudumuzda yaşayan ve insan hücresi olmayan mikroorganizmaların (bakteri, mantar, virüs ve protozoa gibi) toplamı olarak tanımlamak mümkündür. Vücudumuzda bizimle birlikte var olan bu trilyonlarla ifade edilen mikroorganizmalardan oluşan topluluğun sayısının 100 trilyondan fazla olduğu biliniyor. Toplam ağırlıkları ise vücut ağırlığımızın yaklaşık yüzde 2-3 kadarını oluşturuyor. Bu da ne kadar büyük bir yapı ile karşı karşıya olduğumuzu hayal etmemizi sağlar. Bir diğer ilginç bilgi ise, mikrobiyotamızda bulunan bu hücrelerin sayısının kendi hücrelerimizin sayısından 10 kat daha fazla olmasıdır.

Mikrobiyota, “İkinci Beynimiz” mi?

Mikrobiyota ile insan ilişkisini klişe kavramlarla tanımlamak yetersizdir. İnsan bağırsağının kendine özgü bir sinir sistemi olduğu tartışmasızdır. Bağırsağın kendi kendine işleyen bir yapı olduğunu ve içerdiği değişimlerin işleyişini etkilediğini düşündüğümüzde, kendine özgü bir beyne sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak mikrobiyota ile bu intestinal sinir sistemi arasında bir karışıklık olmamalıdır. Dolayısıyla mikrobiyota için “vücudumuzun ikinci beyni” demek, doğru bir tanım değildir. Mikrobiyota ve insan vücudu arasındaki simbiotik yaşam biçimi aslında karşılıklı fayda sağlayan bir yaşam tarzıdır. Belirli bir ekosistem içinde bulunan organizmaların toplamı (örneğin, paylaşan insan ve mikrobiyal ekosistem) Holobiyont olarak adlandırılmaktadır (“Süper organizma” da denir). Kısaca; insan vücuduyla etkileşimli bir yaşam biçimi sürdürülmektedir!

Mikrobiyota Sağlığımız İçin Neden Önemli?

Vücudumuzda yaşayan bu yararlı mikroplar topluluğu, vücut işlevlerinin sürdürülmesi ve sağlıklı kalma açısından büyük bir öneme sahiptir. Her birimizin mikrobiyotası, tıpkı parmak izi gibi kendine özgüdür. Ancak bulunma yerleri her vücutta aynıdır. Mikrobiyotadaki mikroorganizmalar, vücudumuzda üreme özelliklerine uygun alanlarda yaşamaktadır. Cildimiz, ağız bölgemiz, solunum yollarımız, genital sistemimiz, idrar yollarımız ve elbette sindirim sistemimizde yoğun mikrobiyota mevcuttur. Özel olarak, mide ve bağırsaklarımızdaki mikrobiyota içeriği oldukça yoğundur. İnsan bağırsak mikrobiyotası, gıdaların sindirimi, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, bazı vitaminlerin sentezi, biyolojik modifikasyon, sağlıklı bağırsak fonksiyonları, iltihabi değişikliklerin (inflamasyon) önlenmesi, ideal vücut ağırlığının korunması, beyin işlevleri, bazı kalp damar hastalıkları ve ruh sağlığı gibi pek çok vücut işlevinde önemli rol oynamaktadır.

“Bütün Hastalıklar Bağırsakta Başlar”

Modern tıbbın babası Hipokrat, 2000 yıl önce “Bütün hastalıklar bağırsakta başlar” demiştir ve bu görüşün doğruluğu günümüz modern tıbbında da benimsenmektedir. Günümüzde devam eden bilimsel çalışmalar, insan bağırsak mikrobiyotasındaki sorunların birçok hastalıkta rol oynayabileceğine dair ipuçları sunmaktadır. Araştırmalar, birbiriyle ilişkili olmayan birçok hastalığın, bağırsak mikrobiyotasındaki değişikliklerden kaynaklanabileceğini öne sürüyor. Her ne kadar neden-sonuç ilişkileri net bir şekilde ortaya konmamış olsa da, bağırsak sağlığının tüm vücut sistemlerini etkileyebileceği söylenebilir.

Mikrobiyota ile Hastalıklar Arasındaki İlişki

Tıp dünyası, eksikliklere rağmen özellikle sindirim sistemi mikrobiyotasındaki değişikliklerin bazı hastalıklarla ilişkisi konusunda önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Bu mikrobiyal yapıların aktivitelerinin insan sağlığı ile olan ilişkileri, bireyler arasında büyük farklılıklar gösteriyor. Bağırsak mikrobiyotasının birçok fonksiyonel repertuvara sahip olması, çeşitli kronik hastalıkların araştırılmasına neden olmaktadır. Bunlar arasında çeşitli kanser türleri ve inflamatuvar, metabolik, kardiyovasküler, otoimmün, nörolojik ve psikiyatrik bileşenleri olan birçok hastalık bulunmaktadır. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, bağırsak mikrobiyotasındaki farklılıkların ve bileşim değişikliklerinin obezite ve buna bağlı hastalıkların oluşumunda önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Ancak obez bireylerde görülen mikrobiyota değişikliklerinin, obezitenin nedeni mi yoksa sonucu mu olduğu da araştırma konusudur. Mikrobiyotamız;

  • Diyet liflerinden enerji elde edilmesi
  • Bağırsak geçirgenliğinin düzenlenmesi
  • İnflamatuvar süreçlerin modifiye edilmesi
  • Dokuların yağ asidi bileşiminin düzenlenmesi
  • Bağırsaklardan çeşitli proteinlerin salgılanması

gibi işlevleri sayesinde vücut yağ ve karbonhidrat metabolizması üzerinde etkiler yaratmaktadır. Ancak, enerji üretimi konusunda kaslar ve karaciğer gibi diğer kaynakları da göz önünde bulundurmalıyız. Dolayısıyla mikrobiyota, tek enerji kaynağımız değildir. Bağırsak geçirgenliğini etkileyen faktörlerden biridir. Ancak geçirgenliği etkileyen tek unsur değildir; sağlam bir mukozanın, aktif bir kan dolaşımının ve sindirim sistemindeki hücrelerden salgılanan antikorların ve hormonların da önemli rolü vardır.

Obez bireylerin bağırsaklarda belirli bakteri türlerinin azaldığı ve bazı türlerin arttığı, bakteriyel çeşitliliğin azaldığı gibi değişiklikler gözlemlenmiştir. Kilo vermekle bu değişikliklerin geri döndüğü saptanmıştır. Ayrıca prebiyotikler ve probiyotikler ile beslenmenin, mikrobiyota dengesini sağladığı ve kilo kaybını desteklediği bilinmektedir. Mikrobiyotadaki değişimlerin yönlendirilmesi ile obezite anlayışında ve tedavisinde gelişmeler yaşanacağı öne sürülmektedir.

Çocukluk çağı alerjileri ve ilişkilendirilmiş astım hastalıkları hakkında da benzer şekilde önemli bulgular var. Ayrıca, Clostridium difficile enfeksiyonu gibi iltihabi bağırsak hastalıklarındaki rolünün de etkili olduğu düşünülmektedir. Ancak henüz kesin neden-sonuç ilişkileri ortaya konmamıştır. Batılı ülkelerde, özellikle ABD’de bu konuda çeşitli denemeler (trial) sürdürülmektedir.

Mikrobiyotamız İçin Hangi Besinler Faydalı?

Yüksek yağlı ve proteinli diyetin, sindirim sistemindeki mikrobiyota üzerinde olumsuz etkileri olduğu gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, prebiyotik (probiyotikleri besleyen besin bileşenleri) ve probiyotik (sağlığa dost, yararlı bakteriler) açısından zengin gıdalar tüketmek faydalıdır.

Yüksek miktarda prebiyotik içeren gıdalar: Muz, elma, kuşkonmaz, lahana, yer elması, enginar, sarımsak, soğan, kurubaklagiller, tam tahıllar, patates.

Yüksek miktarda probiyotik içeren gıdalar: Kefir, yoğurt, lahana turşusu, tarhana, ekşi mayalı ekmek, boza, şalgam.

Flora mı Mikrobiyota mı?

Flora terimi, geçmişte bağırsaklarda bulunan mikroorganizmaların bitkisel kökenli olduğuna dair düşünceyle ilişkilendirilmiştir. Oysa günümüzdeki anlayışımıza göre mikrobiyota, bakteri, mantar, virüs gibi mikroorganizmalardan oluşmaktadır. Her ne kadar her iki terim bir arada kullanılsa da, doğru ifade mikrobiyotadır.