Mahfi Eğilmez’in Kalemiyle: Rezervler Hangi Bedelle Artıyor?
Ekonomist Mahfi Eğilmez, Merkez Bankası rezervlerinin 20 Ağustos itibarıyla 188 milyar doları aşmasını değerlendirirken, esas meselenin rezervlerin miktarı değil, hangi kaynaklarla ve ne şartlarda biriktirildiği olduğunu belirtti.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın rezervlerindeki artış, ekonomi gündeminde önemli bir konu olmaya devam ediyor. Ekonomist Mahfi Eğilmez, rezervlerin ulaştığı seviyeden ziyade bu artışın arkasındaki dinamiklere dikkat çekti.
Eğilmez, kişisel blog yazısında şu ifadeleri kullandı:
“Bir ekonomistin sorması gereken ilk sorulardan biri şudur: Ne pahasına?”
TCMB’nin rezervleri 20 Ağustos itibarıyla 188 milyar doları geçti. Bu, önemli bir gelişme. Ancak daha mühim olan soru şu: Bu rezervler nasıl ve ne şekilde birikti?
Türkiye’de döviz kurunun kontrollü bir şekilde sabit tutulması ve yüksek TL faizi, tasarruf sahiplerine yüksek bir faiz-kur getirisi fırsatı sunuyor. TCMB’nin faizi düşürmesinin ardından yıllık TL mevduat faizi yüzde 40 düzeyine gerilemişken, vergi sonrası net getiri yaklaşık yüzde 34 seviyesinde oluşuyor. Kur artışı bunun oldukça altında kaldığında, TL’nin dolar bazındaki getirisi de son derece yüksek olabiliyor.
Mekanizmayı basitleştirerek özetlemek gerekirse:
Baskılanmış kur → yüksek TL faizi → yüksek dolar bazlı TL getirisi → dövizden TL’ye geçiş → TCMB’nin döviz alımı → rezerv artışı.
Yabancı yatırımcıların bu getiriden faydalanmak amacıyla Türkiye’ye döviz getirdiği biliniyor. Ayrıca, Türkiye’deki yerleşik kişiler ve şirketler de aynı getiriden yararlanmak üzere dövizlerini satıp TL’ye geçtiklerinde, bankacılık sisteminde benzer bir döviz likiditesi oluşuyor. TCMB de piyasa koşullarına bağlı olarak bu dövizin bir kısmını satın alabiliyor. Böylece rezervler artış gösteriyor.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir noktaysa: Rezerv artışı ile ekonominin dış dengesinin güçlenmesi aynı anlamda değildir.
Eğer rezervler, ihracat, cari fazla ve kalıcı sermaye girişleri gibi ekonominin temel dinamiklerinden kaynaklanıyorsa, bu oldukça olumlu bir durumdur. Fakat artışın büyük bir kısmı yüksek TL faizi ve kontrollü kurun oluşturduğu kısa ve orta vadeli portföy tercihleri ile geliyorsa, daha temkinli olmakta fayda var.
Çünkü bu mekanizma, ters yönde de işleyebilir. Eğer piyasanın kurun artık kontrol edilemeyeceğine veya TL faizinin kurdaki değer kaybını telafi edemeyeceğine dair kanaati güçlenirse, o zaman TL’den çıkışlar başlayabilir:
Kurun TL faizine göre düşük artması → dövizden TL’ye geçiş → rezerv artışı.
Kurun TL faizine göre hızlı artması → TL’den dövize geçiş → rezerv kaybı.
Bu nedenle, bugünkü asıl mesele yalnızca rezervlerin 188 milyar dolara ulaşması değil. Esas soru, bu rezervlerin hangi mekanizma ile biriktiği ve bu mekanizmanın ne kadar sürdürülebilir olduğudur.
Yüksek TL faizi, tasarruf sahiplerini TL’ye yönlendiriyor; kontrollü kur bu tercihleri dolar bazında cazip hale getiriyor ve TCMB, oluşan döviz likiditesinin bir kısmını satın alarak rezervlerini artırabiliyor. Bu mekanizma çalıştığı sürece rezervler artabilir. Ancak sürdürülebilirliği, kurun TL faizine göre nasıl hareket edeceğine ve tasarruf sahibinin bu getirinin devam edeceğine ne ölçüde inandığına bağlıdır.
Bu yüzden rezervlere bakarken yalnızca “Ne kadar?” diye sormak yeterli değil. Ekonomistin asıl sorması gereken soru şu: “Hangi kaynaktan, hangi şartlarla ve ne pahasına? Çünkü rezervlerin miktarı kadar, bu rezervlerin hangi koşullarda biriktirildiği ve bu koşulların ne kadar sürdürülebileceği de önem taşımaktadır.
TCMB’nin faiz indirimi, bu maliyetin bir kısmını frenlemeyi de hedefliyor.”
TCMB, haftalık repo ihalelerine yeniden başlıyor
TCMB, bir hafta vadeli repo ihalelerine tekrar başlama kararı aldı.

TCMB rezervlerinde 5.3 milyar dolarlık artış hesaplandı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) toplam rezervlerinin 21 Ağustos 2026 ile sona eren bir haftalık dönemde yaklaşık 5.3 milyar dolar artış kaydettiği belirlendi.
