Teknoloji Çağında Bağlantı Kurmak: Aşk ve İlişkiler
Red Flag Kültüründe Gerçek Anlayış Mümkün mü?

Günümüzdeki ilişkilerde beni en fazla rahatsız eden durum, tanışmanın ilk anlarında rollerin sanki bizden bağımsız olarak devreye girmesi. Karşınızdaki kişiyle değil, ona yapıştırılmış etiketlerle iletişim kuruyorsunuz. İlk adım nasıl atılmalı, mesajın ne zaman gönderilmesi gerektiği, kıskanmanın sınırları, kimin ödeme yapacağı gibi birçok kural. Birbirimizin duyarlılıklarını, kızgınlıklarını, kırılganlıklarını, espri anlayışını ya da nezaketini henüz gözlemlemeden, otomatik bir senaryo içinde buluyoruz kendimizi. Modern olduğumuzu düşünsek de bu senaryo garip bir biçimde daha katı ve kontrol edici hale geliyor. 2026’da hâlâ “Kadın bara gitmez, erkek hesap öder, erkek güçlüdür, kadın naz yapar” gibi ifadelerin bu kadar yaygınlaşması oldukça tuhaf ve zararlı geliyor bana. Çünkü bunlar ilişkilerin oluşumunu belirlediği gibi, onları daraltan unsurlar haline geliyor. Hatta çoğu zaman ilişkilerin yok olmasına sebep olan unsurlar. Bu kalıplar insanları birbirini tanımaktan uzaklaştırıyor, samimi ilişkiler kurmamızı oldukça zorlaştırıyor.
Bu sebeple bence kimse kimseyi gerçekten tanıyamıyor. Çünkü tanımak için zaman gerekiyor. Birini iyi ya da kötü olarak etiketlemeden önce, davranışlarının arkasındaki nedenleri anlamamız gerek. Ancak günümüz flört kültürü, anlamak üzerine değil, sürekli test etme üzerine kurulu. Herkes birbirini değerlendiriyor ve puanlıyor. “Bunu yaptı mı? Yapmadı mı? Yazdı mı? Yazmadı mı? Kıskandı mı? Kıskanmadı mı? Şunu dedi mi? Demedi mi?” Bu durumda doğal bir bağın oluşması imkansız hale geliyor ve ilişkiler performansa dönüşüyor. Performansın olduğu yerde samimiyet her zaman geride kalıyor. Çünkü kimse tam anlamıyla kendini açamıyor. Açılırsa yanlış anlaşılmaktan, yargılanmaktan ya da zayıf görünmekten korkuyor. Bu yüzden herkes en doğru hareketi yapmaya çalışıyor. Ancak doğru bir hareket anlayışı, kişiden kişiye değişiyor; herkesin ilişki beklentileri, deneyim biçimleri, ilgi dilleri ve sınırları birbirinden oldukça farklı.

Bunun yanı sıra, bu durumun neden olduğu bir başka sonuç da herkesin birbirine benzemeye başlaması. “Tüm ilişkilerdeki problemler aynı” cümlesini çok sık duyuyorum ancak bu düşünce benim için mantıklı değil. Kimse gerçekten benzer olamaz. Karakterler, geçmişler, korkular ve sevgi gösterileri her bireyde çeşitlilik gösterir. O zaman neden aynı sorunlarla karşılaşıyoruz? Çünkü insanları tek tip kalıplara sokuyoruz. Taraflardan biri kendini baskı altında hissederken, diğeri mesafe koyma ihtiyacı hissediyor. Böylece benzer döngüler başlıyor; aynı tartışma konuları, aynı kaçış stratejileri. Aynı “ben hazır değilim” ifadeleri tekrar ediliyor. Halbuki belki de kişi gerçekten hazır değil, sadece tek tip bir ilişki baskısı altında ezildiğini düşünüyor. İlişki fikri, tüm bireylere otomatik ve aynı sorumlulukların yükleneceği gibi bir algıyla karşımıza çıkıyor.
Tek tip ideal ilişki anlayışının bence herkesi kısıtladığını düşünüyorum. Çünkü bu ideal, çoğu insanın gerçek ihtiyaçlarına hitap etmiyor. Zaten hitap etmesi de mümkün değil. Kimi her gün konuşmayı isterken, kimi istemiyor. Kimi özgürlük ararken, kimi yakınlık arıyor. Kimi sevgisini hediyelerle gösterirken, kimi dokunarak, kimisi ise sözle ya da hizmetle ifade ediyor. Ama biz bunları konuşmak yerine, dışarıdan alınan kuralları uygulamaya çalışıyoruz. Sonrasında da hızla birbirimizi red flag/green flag gibi etiketlerle sınıflandırıyoruz. Bu etiketler bazen işe yarar gibi görünse de, çoğu zaman karşımızdaki kişinin insanlığını görmezden gelmekte. Oysa birini tanımak, onun iyi niyetini görmek, huyunu ve davranışlarını anlamak önemli. Bunlar, bence gerçek bir bağ kurmanın temel unsurları.
Benim derdim şu: Başkasının kuralına dayanarak ilişki yaşamak zorunda değiliz. Kuralları kim koyuyor? Neye göre koyuyor? Neden hâlâ bunları gerçek olarak kabul ediyoruz? İlişki, iki kişinin ortak yaratımı olmalı. İki taraf bir araya gelerek, “Biz nasıl rahat ederiz, bizi ne yükseltir, ne yorar?” diye ilişkiyi tanımlamalıdır. Lakin şu anda herkes, toplumun, çevrenin, arkadaş grubunun, sosyal medyanın ve bazen yabancıların görüşlerinin belirlediği kurallara göre hareket ediyor. “Bunu yapmıyorsa ayrıl, şunu diyorsa red flag, şöyle davranmıyorsa değer vermiyor” gibi düşüncelerle hareket etmek, gerçek bir bağ kurmamızı oldukça zorlaştırıyor. Çünkü bağlantı kurmak, biraz belirsizlikle başa çıkmayı, biraz duraksamayı, bazı sorular sormayı ve dinlemeyi gerektiriyor. Oysaki günümüz flört kültürü hız, yargı ve performansa dayalı.
Bu da bence insanların kendi hislerinden kaçındığını gösteriyor. Aslında kaçtıkları şey, duygularının üstüne binen yargılar ve tek tip bir kalıba uymayı reddetmeleri. Herkes ilişkiyi aynı ölçekte değerlendirmeye çalışırken, insanlar “bağlanmak istemiyorum” derken, aslında “belirli bir kalıba girmek istemiyorum” demektedir. Bu kalıplar içinde özgürlük bulamadıkları için bu kaçınganlığı yaşıyorlar. Oysa ilişki, iki insanın birbirine uyumlu bir ritim bulmasıdır ve bu ritim herkes için aynı olmak zorunda değildir. Çoğu zaman aynı da olmuyor zaten. Dolayısıyla neden bu duruma geldiğimiz sorusunun yanıtı bence basit: Samimiyeti değil, normları yüceltmişiz. İnsan tanımayı değil, rol yapmayı öğrenmişiz. Şimdi herkes aynı senaryonun içinde sıkışmışken, farklı insanlarla benzer hikayeler yaşamaya devam ediyoruz.
